Category Archives: Uncategorized

Kisa Kisa

Gunler dolu dolu ve cabuk geciyor. Yeni sehirler gorup, yeni daglara tirmanip, yeni gollerde yuzup, yeni yemekler yapip, yeni tur fotograflar cekiyorum. Hepsini yazmaliyim aslinda.

Tum bunlarin yaninda asil ben bu aralar yavas yurumeye, yarini dusunmemeye, hicbirsey yapmadan oturmaya, yapilacaklar listesindekileri yapmamaya ve daha az dusunup, daha cok yasamaya calisiyorum.

Zamanla birakmamaya calisiyorum. Zamana birakinca degisen, alisilan, herkesin normal saydigi, hayatin bana bictigi rolleri ve hayatlari kabullenmemekte inat ediyorum. Bu mucadelede bazen cok yoruluyorum ve yoruyorum da.

Ara sira kendimi cirkin ordek yavrusu gibi hissediyorum. Buyuk guruhlar ne yapacagindan emin yollarini cizerken, kok salarken, soyunu surdururken, ben yolumu cizmek, kok salmak ve soyumu surdurmek istemiyorum. Hala daha istemiyorum.

Yine de birseylere cok yakindan bakinca buyulenip, kimsenin gormedigi seyleri gordugum icin sansli sayiyorum kendimi, tesellim bu.

Sakin sabahlar

Bazi sabahlar uyandigimda sokakta tek bir insan yokken, karsimdaki agaclarin dallarindan baska hicbirsey kipirdamiyorken kendime gelmeyi, dusuncelerimi oturtmayi cok seviyorum. Dunden kalan yorgunluklara son bir kez goz atip kabulleniyorum, bugune dair yapilacaklari dusunup hazirlaniyorum. Oyle sabahlarda sanki bazen uykunun bile dinlendiremeyecegi aklim sakinlesiyor.

Insan bir gun burda olmayacagini bilince burda varken yaptigi hersey anlamsizlasiyor. ‘Birseyleri degistirebilirim’ inanci ‘hicbirseye bir etkim yok’ umutsuzluguna donebiliyor. Benim bu ikisi arasinda git-gellerim hic bitmiyor. Bu insanin yasarken yapabilecegi en guzel seyin tek bir insan icin bir dunya olabilmek olduguna inandiriyorum o yuzden kendimi. Insan son nefesini vermek uzereyken onu kendi gibi bilen, birlikte kahkahalar attigi, zor zamanlarda elini tuttugu, konusmadan sevgisini hissedebildigi, yalnizken bile biryerlerde oldugunu bildigi icin teselli buldugu, ne olursa olsun ona sirtini dayayabilecegi bir insan varsa o omur dolu dolu gecmistir diye inaniyorum ben. Tek bir insan icin dunyalar olabilmissen bir iz birakabilmissin demektir aklimca.

Buyuk resime bakinca hersey iyi hos da, resmin detaylarina bakinca goruyorsun ki her insan kim icin ne ifade ederse etsin, ne kadar onemli olursa olsun, bir birey. Sonucta birbirine yoldaslik eden ruhlariz hepimiz, yanyana, ayni yone dogru yuruyoruz ama yollarimiz ayni degil. Kimseyi sikmadan, sevgiyle sevgiye kole etmeden, ozgurlugunden vazgecmesine sebep olmadan, hic mudahale etmeden, ona ait alani saygi duyup gasp etmeden ve kendini de yalniz hissetmeden yanyana yurumeyi becerebilmek ne kadar zor, ne kadar karisik . Hayatta sahip olunmaya deger hersey gibi ne cok emek istiyor.

“Yasamak bir agac gibi tek ve hur ve bir orman gibi kardescesine, bu hasret bizim.”   Nazim Hikmet, Davet.

Tanri, kendine yardim edenlere yardim eder

Herkes sozlesmis gibi durmadan mutsuzluklarindan, hayatlarindaki olumsuzluklardan, aksiliklerden bahsediyor. Kim daha mutsuz yarisi var sanki. Kimin hayati daha zor kiyaslamasi. Hep sikayet edilecek, mutsuz olunacak, icinde bir huzursuzluk ve telas hissedecek o kadar cok sey var ki herkes icin. Bazen insan kendini iyi hissetmekten utanir oluyor.

Insanlar mutlulugu baskalarinin hazir buldugu ama kendilerinin sahip olmadigi bir hediye saniyorlar sanirim. Hayattaki hersey gibi mutlu olmak da caba gerektiren birsey. Baskalarina kulak asmadan, takilmadan, onlarin yonune suruklenmeden ilerlemek o kadar zor ki. Mutlu olmak herkes ayni yone dogru kulac atarken, tam tersi yone gitmeye calismak gibi.

Izledigim dizide oyle guzel, oyle dogru bir soz vardi ki: "Tanri, kendine yardim edenlere yardim eder."

Gozlerinden opuyorum.

Mantigi her gun, her olayda, her kararda basimin taci yapiyorum. En tarafsiz ve dogru karari vermek, egodan, zayifliklardan, zaaflardan etkilenmemek icin mantigima donuyorum. Ama bazen kimi konusmalar beni oyle savunmasiz yakaliyor ki.

Bugun sonunda dedemle konustum, cocuk gibi heyecanla bahceye diktigi sardunyalardan bahsetti . Evin girisini nasil guzellestirdigini anlatti. Sesi titreyerek ‘Kahraman’i gozlerinden opuyorum’ dedi. Hayatina yeni giren bir insana sicakligini, hislerini oyle guzel dile getirdi ki, gozlerim doldu.

Tum mantik merkezli hayatima ragmen inatla inanmak istedigim bir sey var. Sanki annemin, dedemin, anneannemin, Asiyeannemin dualari sayesinde islerim yolunda gidiyor, hayat bana biraz daha iyi davraniyor, etrafima beni koruyan bir kalkan oruluyor gibi hissediyorum. Bu dusunce belki mantiksiz ama oyle guc veriyor ki bana.

Iyi ki varlar…

Daha iyi

Dusundukce, gozlemledikce, kafam karistikca, sorguladikca aslinda oldugumuzdan daha iyi olmaya dogru adim atiyoruz. Standard hayatlarimizi kabul etmeyince, kendimize gore sekillendirmenin sancilarini hissettikce, zorlandikca, yoruldukca kendimizi buluyoruz. Her sunulani kabul etmeden, her soylenileni dusunmeden, her gordugumuzu sorgulamadan inanirsak biz olmaktan cikariz, bunu yeni yeni farkediyorum –sagol Daglar-.

Hayatimizin ‘zorunlu bakim’ gereken yonlerinden sikayet ettikce ve aslinda daha az bakim verdikce kendimize kanat cirpicak alan birakiyoruz.

Bugune kadar kafa yordugum, aklimin karistigi her duruma kizarken sanirim bundan sonra memnun olacagim. Ben her kafa karisikliginin arkasindan kim olmak istedigimi, ne oldugumu, ne olabilecegimi ve ne olmayi istedigimi her seferinde secerek ilerliyorum. ‘Ben dogruyum’ demek yerine ‘ben dogru muyum?’ diye sorgulamam beni daha iyi bir insan yapiyor.

Torpuleniyorum, yaralaniyorum, yogruluyorum, tam seklimi aldim derken yeniden calkalaniyorum ama sonunda daha iyiye dogru ilerliyorum hep. Mukemmele dogru degil, sadece olabilecegimin daha iyisine.

Halen daha kendime dair, bize dair, hayallerime dair, yapmak istediklerime dair planlar, hayaller kurarken bencillik yaptigimi zannediyordum. Su an farkindayim ki, bu bencillik olmaktan cok uzak, bu sadece benim yurumek istedigim yol. Yaninda getirdigi firtinalara, sorgulamalara raziyim.

Sen anla

Guzel bir sarki dinlediginizde sizin de burnunuzun diregi titriyor mu?

Eskiden annemle ben ne zaman aklimizi dagitmak istesek yuksek sesle Haris Alexiou dinleyip, masmavi denizin ortasinda bir teknede oldugumuzun hayallerini kurardik. Simdi ne zaman Haris Alexiou duysam bizim salona geri donuyorum. Annem her zamanki koltugunda, ben yerde oturuyoruz.

Burdan gelmek istedigim aslinda muzigin hayatimdaki yeri. Bazi sarkilar var ki sanki hayatimin belli bir doneminin fon muzigi. Ne zaman onlari dinlesem o doneme geri donuyorum. Bu sarkilardan biri: Sen anla.

Ben bu sarkiyla ilk  defa sekiz sene once Van’da Levent Yuksel’i dinlerken tanistim. Ne zaman dinlesem yeniden Van’a, o acemi, cesur, asik halime geri donuyorum sanki.

Sarkinin sozleri ve muzigi cok etkileyici (soz-muzik Ozlem Tekin) ama bana sorarsaniz Ozlem Tekin vokali sarkiyi bambaska bir duyguya sokmus. O yuzden sanirim son zamanlarda cokca Ozlem Tekin’in soyledigi halini dinledikce birseyler eksik gibi geliyor. O yuzden tereddutsuz ‘Sen anla’yi Levent Yuksel soylesin, Ozlem Tekin vokal yapsin, ben Van’a geri doneyim.

Hangi sarkidan bahsettigimi bilmeyenler icin, buyrun efendim: