Fotograf karelerinden filme

Dusunuyorum da kucukken hayat fotograflar gibiydi. Buyudukce bir filme donmeye basladi.

Aklimdakileri net bir sekilde anlatabilecek miyim bilmiyorum ama deneyecegim.

Kucukken hayata daha cok bir fotografmis gibi bakiyormusum, onu farkettim. Herkesin bir rolu var ve o roller hep oyle kalacaklar. Mesela daha ben cocukken askeriyenin onunden gecerken nobet tutan askerleri gorup uzulurdum. O an benim icin hayat bir fotograf kadar netti: Ben ailesinin yanindan ayrilmayan kucuk bir cocuktum ve nobet tutanlar ailesinden cok uzakta olan askerlerdi. Ben mekandan ve zamandan bagimsiz olarak hep ailesinin yanindan ayrilmayan kucuk bir cocuk olacagim, onlar da hep ailesinden cok uzakta kalacaklar gibi geliyordu. O yuzden kendimi cok sansli hissederdim ama bir yandan da o askerler icin cok uzulurdum. O zaman bana gore hayat boyle birseydi iste. Kimisine guzel roller verirdi, kimisine daha zor. O zaman hayat benim icin kafamda dondurdugum o fotograf karesi gibi olacakti. Hersey guzeldi ve ben guzel bir rolle yirtmistim. Bundan sonrasi da boyle guzel guzel yasanacakti iste.

Aslinda hayat bunun tam tersi bir deneyim, sabit olan hicbir sey yok. Hayata dair hersey her an yenileniyor, her sey her an degisiyor. Hayat bir film gibi her dakikasinda farkli suprizler sunuyor. Mulakat icin urkek ve gergin oturdugun toplanti odasinda yillar sonra emeklilige ayrilmadan once senin icin hazirlanan supriz bir kutlamaya katilabiliyorsun. Buyurken endiseyle ‘acaba hep yalniz mi kalacagim?’ diye dusuncelere daldigin odana, sevgilini uyandirmak icin girebiliyorsun. Ogrenciyken hayranlikla baktigin o harika arabayi kendi paranla alip binebiliyorsun. Universitedeyken imzasini istedigin yazarin konusmasini yaptigi salonda ilk kitabini tanitabiliyorsun.

Ama malesef her zaman oncekinden daha guzel roller vermiyor hayat sana. Bazen birisinin bebegini tebrik etmek icin mutlu ve umutlu gittigin hastanenin bir alt katinda aylar sonra yogun bakim kapisinin onunde caresiz ve korkak bekleyebiliyorsun. Yorgun argin gelip de annenle keyifle cay icip dertlestigin yerde annen cok uzaktayken tek basina efkarlanabiliyorsun. Cok sevdigin, sana yol gosteren ogretmeninle hayata dair kafa yorup eski sinif arkadaslarini anlatirken, yillar sonra eski sinif arkadaslarinla o ogretmeninin cenazesinden cikip hayata dair kafa yorabiliyorsun.

Hayatin boyle oldugunu yeni yeni kabul etmeye basliyorum, ya safligimdan ya inadimdan. Her mekanda farkli bir rolun olabiliyor ve rolun her an degisiyor. Hayatin icinde bir ‘sey’ olmaktan baska bir ‘sey’ olmaya akiyorsun. Kendi evindeyken baska bir yonun var, ofisteyken baska.. Sevgilinleyken baska birisin, en yakin dostunlayken baska, anne-babanin yanindayken bambaska. Su dakika bu sartlarda olabilirsin ama az sonra bambaska sartlarda.

O yuzden sanirim zorluk cekiyorum, kucuklugumden beri tanidigim arkadasimi bransiyla ilgili diger uzmanlarla konusurken gorunce, ayni sinifta universite sinavlarina hazirlandigim arkadaslarim anne/baba olduklarinda.

Hayatin boyle olmasi hem cok umut verici hem de cok korkunc degil mi? Her kotu anin arkasindan, cok guzel bir an gelebilir. Her mutlu andan sonra hayatini yikacak bir haber duyabilirsin. Mutluyken hep tetikte olmaya, mutsuzken de umutla bakmaya sebep degil mi?

Boyle dusunceler var iste kafamda, sebebi kucukken onunden gecerken uzuldugum askeriyenin onunden daha birkac hafta once yeniden gecmis olmam. Ben artik ailesinin yanindan ayrilmayan kucuk bir cocuk olmaktan cok uzagim ve kafamda sabitledigim o fotografta guzel rol alarak yirttigimi dusundugum hayattan cok farkli hayatim. Ama allahtan hersey her an degisebilir :)

One thought on “Fotograf karelerinden filme”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *