Hoscakal 2011

Sevgili 2011,

Iyi ki geldin ama iyi ki de bitiyorsun. Beni zorladigin, kendimi sorgulattigin, sirtimi kamburlastirdigin anlar yasattin, aklima su an dahi en az uc tanesi geliyor. Zorlanacagiz elbette ama biraz daha toz pembe gozluklerimi takma niyetindeydim sanirim. Hic beklemedigim zor suprizler yasattin, sana gucenmem o yuzden.

Daha bitmene 9 gun var ama kapanis yazisini simdiden yaziyorum cunku ben duzenimden uzaklasacagim bir sureligine. Bu Pazar gunu beni annem bekler, abim bekler, annemin guzel yemekleri bekler, Asiyeannemin temiz kalbi bekler, dostlar bekler, Istanbul bekler.

Kalan son 9 gununu, gecen 356 gununde yasamayi dileyip de uygulamaya geciremedim muthis bir rahatlikla ve keyifle yasayip guzel bir kapanis yapmak niyetimdeyim.

Seni hep gulerek hatirlamak dilegimle,
Mabel

Hayat(lar)

"Oleceginizi hatirlamak, kaybedecek birseyiniz oldugunu dusunme tuzagindan kacinmanin en iyi yoludur. Zaten ciplaksiniz. Kalbinizi dinlememeniz icin hicbir sebep yok"

Steve Jobs, bir universitenin mezuniyet torenindeki konusmasinda kuruyor bu cumleyi. Kanser oldugunu biliyor ve belli ki olumu yasamin bir parcasi olarak kabullenmis.

Gunler her gecen gun daha da hizlanarak gectikce, artik yavas yavas cocuk olmak bir yana genc olma kategorisinden bile cikmak uzereyken, kendimi bir sabah aynanin karsisinda beyaz saclarimla, kirisik yuzume bakarken hayal edebiliyorum. Bakip ‘bunca yil hangi ara gecti? ben nasil bu yasa geldim? daha yapicak ne kadar da cok seyim var" diye dusunecegimden eminim (o gunleri gorecegimi varsayma iyimserligimle).

Bazen yasadigimiz sure zarfinda sadece bir hayata sahip olabilecegimiz fikrini dusundukce, yasamadigimiz, tatmadigimiz, hissetmedigimiz, kesfetmedigimiz ne cok sey var kimbilir diye saskinlikla karisik bir telasa kapiliyorum. Var olan zamanda olabildigince farkli seyleri gorme, yasama, okuma, ogrenme, tatma, tanima, dusunme telasina.

Bazen insan yeni gittigi bir yerde yanyana dizilmis restoranlari, dukkanlari gorup, saskinlikla, ‘hepsi cok degisik, bugun suna giriyim, yarin da sunlara bakarim’ diye dusunur ya. Bunu hayatta da diyebilmek ne guzel olurdu. ‘Bu sefer kahverengi gozlu, iyimser, muhendisken, bir dahaki sefere mavi gozlu, asi, sualti belgeselcisi olsam’ diye dusunup, olamayacagimin bilincine varmak buyuk bir hayal kirikligi oluyor.

Su an sanirim tatil arifesinde hayat binlerce yeni duyguyu barindiran, suprizlerle dolu rengarenk bir yer gibi geliyor. Sanki bugun burdan sikilirsam, yarin Hindistan’da yasamaya karar verebilirmisim gibi.

Bu zihin ozgurlugunu, nerede ve ne ozelliklere sahip oldugunun onemi olmadan yanimda o oldugu muddetce her catinin eve donebilecegini bildigim bakis acimi,su anki merakli ve ac zihnimi koruyabilmek istiyorum. Yillar sonra aynada beyaz saclarima baktigimda eminim gidemedigim yuzlerce yer, okuyamadigim binlerce kitap, bilmedigim milyonlarca hayat olacak, belki de bugunku halimden hic bir farkim olmayacak, ama ne en azindan deneyecek cesaretim oldugunu bilmek olume karsi buyuk bir teselli vericek bana.

Gorecelik

Filmlerde, romanlarda, hayatta hep goruruz: bir iyi taraf vardir, bir de kotu. Son donemlerde kotu tarafla ilgili sikca dusunuyorum.

Kotu taraftakiler, kotu olduklarini bile bile mi devam ederler tavirlarina, yoksa onlara gore dogru olan seyi yaptiklari icin mi kotu taraf olduklarini farketmezler? Onlar dogru oldugunu savunduklari bir fikire tutunup mucadeleye devam ederler, ayni sekilde karsi tarafta. Herkes kendi dogrusuna gore hareket ederken, onu savunurken, insan dogrularini savunma noktasindan kotu taraf noktasina gectigini farkedebilir mi? Bu durumda ya biz de bazen bize gore dogru olan seyi yaptigimiz icin kotu taraf olursak?

Her zaman dogru bildigini savun, vazgecme diye ogutlendiriyoruz. Ya inatla savundugumuz, tutundugumuz bizi kotu konumuna sokuyorsa? Bu ayrimi gormek mumkun mu? Dogru olmak mi iyi olmak mi daha onemlidir?