hakkimda

Ben birileri akil danismadikca akil vermemeye dikkan eden biriyim. Yeni tanistigim birilerini dinlerken ortak olan duygulari, dusunceleri bulmaya calisarak dinliyorum. Bu benim karsimdakilerle yakinlik kurma yontemim.

Insanlarin ‘ozel’lerine girmemek konusunda belki de gereginden fazla hassasim.

Birileriyle eglenebilmem icin belli bir gonul bagi kurmam lazim.

Belki de aklimdan bazen beni korkutan fikirler gectigi icin kendi dusuncelerimi cok da ciddiye almayan biriyim. Bu sebepten akillarindan her geceni gundem yapan insanlari anlamakta zorlaniyor, bazen de ozeniyorum.

Hayatimi hem en kolaylastiran hem de en zorlastiran sey ’10 adim sonrasini dusunme’ durumum. Istemsiz olarak beynim en ufak detayina kadar senaryolari yaziyor, oynatiyor. Bu, beklenmedik seylere karsi hazirlikli olmami saglarken, cogunlukla beni yoruyor. Cocuklugumdan beri insanlarda en sevmedigim ozellikler simariklik ve bencilliktir. Durmadan kendi pazarlamalarini yapanlara hayretler icerisinde bakiyorum ve gunumuz rekabet dunyasinda kendini ovmeden, yerlere goklere cikarmadan, iyi yaptigini insanlarin gozune sokmadan da basarili olabilecegimi ve hayatima devam edebilecegime inatla inaniyorum.

Gunluk konusmalarin icerisine Ingilizce kelime sokmayi marifet bilenlerden, ‘Siz Turkler ne diyorsunuz?’ burnu kalkikligindan hoslanmiyorum. Ana dilimin azinlik oldugu bir cografyada yasayan biri olarak, Turkce cumlelerimin arasina kacan Ingilizce kelimeler sinirlidir.

Insan kendi kararlari sonucu dustugu zor bir durumun, istemeden icinde bulundugu / hazir sunulan gul bahcesinden daha guzel olabilecegini biliyorum.

Isn’t it the sure sign of a gentleman, that he does not take offense when others fail to recognize his ability?