Bunlar karisik konular.

‘Normal’ dedigimiz sey cogunlugun isine geldigi sekilde degisiyor. Sevdiginin sevgisini hissetmek icin bir hediye bekleyen, hatta  talep eden, korunmasi gereken, muhtac ve  kirilgan bir melek rolune girmenin cogu kizin isine geldigini dusunuyorum. (Sebepsiz, talepsiz icten geldigi, gonulden gectigi icin alinan bir demet maydanozu bile yukaridaki kategorinin disinda tutarim.) Tum bunlar aslinda kurunun yaninda yasin da yanmasina neden oluyor. Elinden asla tamir gelmeyen, kendi alisveris torbasini tasiyamayan, agir mevzulara girmek istemeyen bir ‘aciz’ rolune girmeye gonullu kadin nesli doguyor. Kadin dedigin ofsayt nedir bilmez, 500 gr. in ustunde canta tasiyamaz,  konserve kapagi acamaz, ve elbette pembe renge mutlaka bayilir. (Bu konu ustunde cok sey yazilir aslinda). “Kavga ettik mi aglarim, hakli olurum, istemedigim olursa somurturum, hallolur” insani simarik bir cocuktan farksizdir. Ister 12, ister 62 yasinda olsun. Aslinda daha da onemlisi, ister kadin ister erkek olsun.

Sonuc olarak sevdiginden hediye bekleyip teselli bulmayi bekleyen insanin aslinda eksikligini cektigi cok daha derin birseydir. Kimisi derine inmek icin heveslidir, kimisi inmek istemez, hediyeler, piriltilar, satafat yeterlidir. Aslinda bu durum kimi erkegin isine de gelir sanirim. Gonlunu eglendirecek, gozunu doyuracak, yuzugunu, son model telefonunu alip da emzik niyetine verebilecegi bir hatundan otesini beklememeye baslar. Ne kadin, ne de erkek sorgulamaz ‘neden boyle olduk?’ diye. Kadin sunulani kabul edip mutlu oldukca, erkek bunu sunmaya alisir. Kadin kolaylasir, erkek zora gelememeye baslar. Sonunda erkeklerin gozunde kadinlar ‘kolay, basit’, kadinlarin gozunde erkekler ‘zora gelemeyen’ olur. Herkes sikayetcidir sonucta, kadin ‘zora gelecek erkegi’ arar ama ‘kolay kadin’i sunar, erkek ‘derin kadin’i arar ama ‘zora gelemeyen erkek’tir. Cik isin icinden.

Belirtmek isterim ki hepsi nacizane fikrimdir. Bugun boyledir ama yarin degisebilir.

calismak uzerine..

Son zamanlarda is temposu yogunlasti. Ofisten ciktigimda hava kararmis oluyor ve ben dosdogru uykuya yatsam memnun olacak durumda oluyorum.

Kabaca bir hesap yaparsam, gunun 10 saati ofiste geciyor, 8 saat uykuda. Geriye sadece 6 saat kaliyor hayatini yasamaya. 6!!!

Bu sure icerisinde insan hem kendisine, hem de sevdiklerine zaman ayirmak, hayatini anlamlandirmak ve yeni deneyimler kazanmak istiyor. Ama zaten yorgun argin isten cikmis bir beden, bir zihin tum bunlari nasil gerceklestirir (henuz) bilemiyorum.

Karambollerde yarim yamalak yasamak istemiyorum. Bir sohbet ediyorsam, karsimdakinin her soyledigini dinliyim, anliyim, zihnim tamamen onunla mesgul olsun istiyorum. Aklim binbir parcaya bolunmesin.

Hepimizin gun icerisinde ustune giydigi bir elbise var. Ben muhendis oluyorum, siz muhasebeci oluyorsunuz, bir baskasi eczaci. Ama bu elbiseyle yetinmek istemiyorum. Yapmak istedigim o kadar cok sey var ki. Daha fazla kitap okumak istiyorum, daha duzenli spor yapmak istiyorum, daha cok hobi sahibi olmak istiyorum, daha cok an paylasalim istiyorum sevdigim her insanla. Daha cok temas icinde olalim. Ama gunun sonunda yattigimda hissettigim tek sey yetisemedigim. Yapmak istediklerime yetemiyorum. Bu duruma verdigim ilk tepki kendime kizmak oldu bir sure. Artik vazgectim. Bosluklari istedigim gibi doldurmayi beceremeyen ben degilim, bosluk sayisi cok az!

Duzen boyle, is hayati yogun, benim enerji seviyem belli. Tum bunlar degismeyecek olan sabitler. Ama kendi kendime soz verdim, teslim olmayacagim!

Hayati dinlenmis bir vucutla, en guzel halimle, kendimi en guvende hissettigim anlarda yasamayi beklemek sacma. Hayati bana kalan bosluklarda, enerjimin yettigi kadar, kendimce yasayacagim, elimden baskasi gelmiyor.