Seri iletisim

Iletisim konusunda kafamizin karistigini dusunuyorum.

Teknoloji ilerledikce, sosyal ag ve paylasim ortamlari arttikca paylasilan bilgi de artiyor. Gerekliligi tartisilir.

Insanlarin dogumgunlerinde ne yaptiklarini ve hatta yarin ne yapacaklarini okuyup takip edebiliyoruz.

Dogmamis bebeklerin ana karnindaki resimlerini goruyor, yeni doganlarin fotograflarini dedelerinden once biz gorebiliyoruz.

Kimler hangi espriye gulmus, hangi sarkidan etkilenmis, hangi dersten kalmis, kim kizmis, kim kusmus, kim mutlu, kim asik okuyoruz monitorlerimizin basindan.

Aylardir konusmadigimiz, en son bilmem kac ay once gordugumuz insanlarin hayatina dair en ufak detaylari biliyoruz.

Tum bu kolay iletisim aglari, bize bircok aliskanlik kazandiriyor.

Insanlar artik birbirlerinin guzel gunlerini paylasmak icin aramiyorlar bile. Birkac satirlik mesajlarla, maillerle ‘sessiz’ce gecistiriyorlar. Daha cok insana ulasiyorlar belki ama daha siradan cumleler kuruyorlar. Icerigine cok da takilmadan, ‘iletisim’ kuruyorlar iste. Ama her iletisim, bag kurmuyor o ayri.

Her insanin¬† sadece ona dair onun icin kurulmus ince cumleleri duymayi, birey olarak ‘ozel’liginin hissettirilmesini hakettigine inaniyorum.

Standart hale getirilmis, seri uretim gibi herkese ayni seyi bir birey olarak degil, bir grubun parcasi olarak sunan, klasik cumlelerden, kaliplasmis¬† ‘seri iletisim’lerden gun gectikce daha da az haz duyuyorum.

Ne degistirebilir ki sadece seni dusunerek, sadece sana hitap edilmis 1 sozun, 1 sesin yerini?