Hosgeldiniz

Isyerinde muzik dinleme konusunda sikinti var. Ben de internet uzerinden stream yapan sitelerden sarkilar dinliyorum, kendi kendine rastgele sarkilar secip caliyor. Cogunlukla da eskilerden…Az once calan sarki beni bundan 14 yil oncesine goturdu..Cok net hatirliyorum. Amcami rahatsiz oldugu icin sik sik ziyaret ederdik o zamanlar…Kuzenlerimin odasindayim, iki dolap arasindaki boslukta yerde oturuyorum. Muzik dinliyorum. Dinledigim sarki Emel’den “Hosgeldin Huzun”…

Su an dusunuyorum da ilkokuldan yeni mezun olmus ben, ne buldum o sarkida, neydi bana o sarkiyi bin kere dinlettiren..Kimbilir ne anlamlar cikariyordum sarkinin sozlerinden…

Hosgeldiniz, nerdeydiniz ey sevgili huzun? Anladim, o cekmece de gizliydiniz..Hosgeldiniz, kagidiniz, kirik kaleminiz, hadi yazalim, biz haziriz…

Dayan, kalbim dayan, icine cevir yuzunu, ne olur daha derinlere dal, ask senindir inan. Geceden uyan, gunesi cagir gunune, aciyi tutun basip dindir.

Yeminim var yine unutacagim, bu yuregi yeniden ucuracagim, ayriligi ask ile vuracagim, bana iyi bak ben zirdeliyim..

Ki ben bu sarkiyi su an bile severek dinliyorum, ritmi midir, sozleri midir, asinalik midir bilmem, ama hala cok seviyorum.

“Hosgeldiniz, nerdeydiniz ey sevgili huzun?”

Evden uzak olmak

Feriye'den bogaz

Oturup da birseyler yaz deseler “evden uzakta olmak” uzerine…heralde aynen bunlari yazardim.

Kendini yabancilarin evlerinde buluyorsun, baska bir dilde debelenirken. Kendi hikayeni, evinin hikayesini baska dile ceviriyorsun. Tercume edilirken evine ve sana dair bir suru hikaye, bir suru sozcuk yok oluyor. Parca parca sokulup baska bir dilde parca parca takiliyorsun yeniden. Sokulup takildiginda bir parcasi fazla gelen mekanik oyuncaklar gibi oluyorsun; ya dilin dogru islemiyor ya aklin ya da kalbin tekliyor artik yasarken. Eksik kaliyorsun. Hayatinin geri kalanini boyle “bozuk” yasayacagini dusunurken, elinde o fazla parcayla aksak yuruyup giderken, kendini bu yabanci toprakta var etmek icin ugrasman gerekiyor. Kim oldugunu, nereden geldigini soylemek icin yeniden ve hep ayni hikayeleri anlatman gerekiyor. Sakalasiyorlar aralarinda bazen, anlamiyorsun tam. Sen bir saka yapiyorsun…Anlasilmamis gibi, bir saka gibi kaliyorsun.

Durmadan kendi evini anlatiyorsun ve anlatirken evinin senden uzaklastigini goruyorsun, kum olup akiyor parmaklarinin arasindan. Kul oluyor evin, sen onu anlatmaya calistikca baska bir dilde. Evin de tipki senin gibi sokulup yeniden baska bir dilde takildiginda eskisi gibi islemeyen mekanik oyuncalara benziyor, aksak. Artik tadi ve kokusu kalmiyor. Sadece yabancilara anlatilan ezberlenmis, birkac cumleye buzusuyor butun o kocaman evin senin. Yoruluyorsun ve sadece evinin dilinde susabilmek istiyorsun.

Basit aslinda; sevdigin insanlarla birlikte nereye ait oldugunu, kim oldugunu dusunmeden, bunu dusunmeye zorlanmadan yasayip gitmek istiyorsun. Bir insan olarak ve insan gibi gecmek istiyorsun dunyadan. O eski sarkilardan birinin nasil basladigini unuttugunda yanindaki hatirlasin istiyorsun. Sarhos oldugunda, yeni uyandiginda, uyumak uzereyken, ruyanda, sevisirken, kizinca, aglarken kendi dilinde konusmak istiyorsun. Basit aslinda. Kufur ettiginde icin sogusun istiyorsun.

Agri’nin derinligi.

Sy:317-318

Ece Temelkuran